‘Ayasofya, fethin silinmez mührüdür’ « Haber Ortaköy | Ortaköy'ün haber sitesi…

18 Eylül 2021 - 19:01

‘Ayasofya, fethin silinmez mührüdür’

Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması gündemde. Haber7 yazarı Mürsel Gündoğdu, Ayasofya’nın Osmanlı için önemine dair önemli ifadeler kullandı. Gündoğdu, Ayasofya’nın fethin silinmez mührü olduğunu belirtti.

‘Ayasofya, fethin silinmez mührüdür’
Son Güncelleme :

09 Haziran 2020 - 13:34

68 views

Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması gündemde. Haber7 yazarı Mürsel Gündoğdu, Ayasofya’nın Osmanlı için önemine dair önemli ifadeler kullandı. Gündoğdu’nun, “Ayasofya, Fethin Silinmez Mührüdür” başlıklı yazısı şöyle: 

Salihli Milli Eğitim Müdürü kadim dostum Sn. İsa Dilek sosyal medyada Ayasofya’nın önünde bir resim paylaşınca altına “aç da gel” diye bir latifede bulundum. O da buna karşılık “bir eserle katkıda bulun” diye cevap yazdı. Böylece bu satırlara ilham kaynağı oldu.

Gündemde bir aşk var. Ama bu aşk öyle gelip geçici olan aşklara hiç de benzemeyen cinsten.

Bu öyle bir aşk ki Sevgili Peygamberimizin işaret buyurduğu andan itibaren bir mıh gibi bütün Müslümanların gönlüne yerleşmiştir. Niceleri bu aşkın özlemiyle yanıp tutuşarak gözlerini hayata yummuş, niceleri de bu sevda uğruna işaret buyurulan bu aşka en yakın yerlere taşınarak o muhite yerleşmiş ve ardından büyük bir hasretle hayata veda etmiştir.

Osmanlı’nın kuruluşundaki en büyük hedeflerden birisi de böyle bir aşka nail olmaktı. Bu aşka ulaşmak uğruna yapılan planlarla emek sarf edilen çalışmalar binlerce cilt kitaba da sığmaz, bu malumatları kütüphaneler dolusu kitaplar da almaz.  Ve nihayet bu aşka ulaşmak Fatih Sultan Mehmet Han’a nasip oldu. O, Sevgili peygamberimizin övgüsüne nail olan bir komutandı ve onun ordusu da bu övgüden nasibini almıştı. Bu yazıdaki asıl maksadım çağ kapatıp yeni bir çağ açtığımız İstanbul’un fethinden bahsetmek değil, fethin en önemli sembolü olan Ayasofya Camii’ni böyle umut dolu bir vakitte gündemde tutmaktır. Zira hala elleri kelepçeli olarak mahzun bekleyen yadigâr mabet, aziz milletimizin kılıç hakkıdır. Analarının ak sütü kadar ibadet için bu millete helaldir. 481 yıl cami olarak kullanılmış ve ceddimiz yadigarı olan bir ibadethanedir.

Fatih Sultan Mehmet Han, 1453 yılının mayıs ayında İstanbul’u fethettiğinde her tarafı kiliselerle çevrili İstanbul’un başka hiçbir kilisesine itibar etmeden eliyle koymuş gibi Ayasofya’nın avlusuna gelir. Sarığına toprak sürüp gönlüne musallat olmaya çalışan gurur ve kibir putlarını kırar. Yaptığı fethin büyüklüğünün idrakindedir. Lakin dünyalık hiçbir şeyin baki olmayacağı hususu onu daha fazla ilgilendirmektedir. Bu seremoniden sonra mabedin içine girer. Yüreğini yakıp kavuran aşkına kavuşmanın derin huzurunu soluduktan sonra pek harap gördüğü Ayasofya’nın derhal tadilat ve tamiratını emreder. Bu talimattan sonra Ayasofya hızla ilk Cuma namazına hazır edilir. İki üç gün sonra burada ilk Cuma namazı kılınır ve dünya tarihine yön veren bu büyük fetih, bütün yönleriyle gerçekleşmiş olur. Bu yüzden Ayasofya, fethin sembolü olmanın yanında aynı zamanda bu ölümsüz fethin silinmez bir mührüdür de.

Fatihler, İslam tarihi boyunca İslam hukukunun kendilerine verdiği yetkiyle fethettikleri şehirlerin en büyük ibadethanelerini camiye çevirir ve orada ilk Cuma namazını eda ederek adeta fetihlerini mühürlerlerdi. Ayasofya da işte böyle dünya tarihine vurulmuş en esaslı mühürdür. Lakin ne biçim bir gaflete ve aymazlığa tutulduk ki 86 yıl önce biz, kendi ellerimizle Ayasofya’nın cami oluşunu mühürleme gafletinde bulunduk. Bu da yetmiyormuş gibi böylesine büyük bir anlamı olan fetih nişanesini müzeye çevirme aymazlığında bulunduk. Dünyada bunun bir benzeri yoktur herhalde. Dünyanın kaderini değiştirecek kadar ihtişamlı olan fethimizin Kendi ellerimizle ışığını söndürdük. Adeta bu şanlı fethin diyet borcunu ödedik. Kılıçlarla, Şahi toplarıyla, gemileri karadan yüzdürerek ve binlerce şehit vererek kanlarımızla, canlarımızla sahada kazandığımız bu kutlu fethin mührünü, Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’e atfedilen bir sahte imzayla masada kaybettik. Aslında bu mühür kırma olayıyla biz, nesillerimizin gönlündeki fetih ruhunu da söndürdük.

Oysa her hafta ülkemizin 81 vilayetinden gelecek insanlarla, gençlerle ve vatan sevdalılarıyla birlikte Ayasofya’da eda edilecek Cuma namazlarında tekbirlerle, salavat ve dualarla fetih ruhunu biteviye harlamamız gerekirken bugün bizler satın aldığımız biletlerle, müze kartlarla ve koruma kalkanı altında ancak girebiliyoruz bu kılıç hakkımız olan mabede.

Şimdi 86 yıllık bu ayıbı bertaraf etmenin tam vaktidir diye düşünüyorum. Ve öyle inanıyorum ki bu ayıbı örtme iradesi gösterenler, Fatih Sultan Mehmet Han’ın incitmiş olduğumuz aziz hatırasına iade-i itibar yapmanın yanında hem milletimizin fetih ruhuna vurulan prangaları söküp atmak gibi bir hayra vesile olacak hem de bu aziz milletin alnına çalınan bu kara lekeyi temizleyerek adını tarihe altın harflerle kazıtacaktır.

İstanbul’un fethinin yıldönümü olan 29 Mayıs’ta Ayasofya’da Fetih Suresi’nin okunması bu anlamda bütün ülkede milli bir heyecan halesine yol açmıştır. Yunanistan’ın bundan rahatsız olması ise bu heyecanın kat be kat artmasına vesile olmuştur. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ayasofya’nın tekrar ibadete açılması konusunda bir çalışma yapılması talimatı vermesi ise bu anlamda milletimizin gönlünde yepyeni bir umut ışığı yakmıştır. MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “Ayasofya’dan çan sesi değil, Allah’ın izni ile ezan sesi yükselecektir” sözleri bu umut ışığının iyice parlamasına imkân vermiştir. Bu tarihi gelişmelerin hemen akabinde çok önemli bulduğum bir hamle daha gerçekleşmiştir. O da AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan’ın CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti Başkanı Meral Akşener’e Ayasofya konusunda bir çağrı yapmasıdır. Milletimizin uzun yıllardan beri beklediği hüzün yumağı haline gelen bu olayın bir an önce neticelenmesi adına ortak adım atılması sinyali veren bu çağrı, çok isabetli bir adım olmuştur.

Elbette olması gereken, milletimizin gönlünde kanayan bir yara halini alan Ayasofya’nın, bütün partilerin desteğiyle bir an önce asli hüviyetine dönmesidir. Zira Bülent Turan’ın deyimiyle; “Fethin sembolü olan Ayasofya kendi topraklarımızda artık mahzun kalmamalı, aslına rücu etmeli ve bu tartışmalar da bir an önce bitmeli.”

Ayasofya, yapıldığı tarihten itibaren pek çok tadilat geçirmiş, yıpratılmış, amacı dışında kullanılmış ve nihayet Fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbul’u fethinden sonra kurduğu vakıf sayesinde ihya olmuş ata yadigarı bir mabettir. Şanlı fethimizin sembolü olan bu Fethiye Camii, onun kadr ü kıymetini bilen atalarımızın elinde asırlarca bakım ve onarım geçirerek günümüze ulaşmıştır. Evet Ayasofya bu sayede bugün dimdik ayaktadır ama mahzundur, boynu büküktür. Minarelerinden ezan okunması, fethin yıldönümünde içinde fetih suresi okunması bir bakıma tarihi adımlardır ama onun mahzunluğunu telafi edecek kadar güçlü adımlar değildir. Zira Ayasofya’ya fethin onurunu kana kana iade etmek gerekiyor. Ona fethin mührünü yeniden teslim etmek gerekiyor.

Ayasofya, şanlı fethimize ana kucağı olan ata yadigarı mabedimizdir. O, kılıç yaraları içinde girdiğimiz İstanbul’da bizi şefkatle karşılamış ve bize 481 yıl camilik yapmıştır. Bu yüzden o, bunu ve daha fazlasını hakkediyor. Bu yüzden Ayasofya’nın acilen ibadete açılması elzemdir.

Böyle bir adım ülkemiz üzerinde hain emeller besleyenlerin kirli ellerini kırma girişimi demektir. Bu hamle, yeni fetihlere ardına kadar kapı aralama adımı demektir.

Böyle bir irade, fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbul’u fethetme iradesine saygı duyma kararlılığı demektir. Ayasofya’yı ibadete açmak, ülkemizin önünü yarınlara açmak demektir.

Ayasofya’nın kapısına vurulan ibadet mührünü kırmak, İstanbul’a vurulan fetih mührünün hakkını teslim etmek demektir. Ayasofya’nın hüznünü dindirmek, bu aziz milletin hüznünü dindirmek demektir. Ve… Ayasofya’yı ibadete açmak, “zulüm 1453’te başladı” diyen hainlere vurulacak en büyük Osmanlı tokadıdır.

Görelim Mevla’m neyler. Neylerse güzel eyler.

YORUM YAP

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.